Korkuyorum. Dilim kolayca dolanıyor süslü kelimelere. Büyük laflar damağımın her yanına yapışmış gibi. Dudağımdan sözler yâr yüzünden düşen yaşmak gibi kayıveriyor göğe. Göğsünde taşıdığını bilmiyor...
--ZULMÜ ALKIŞLAYAMAM-- Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem, Gelenin keyfi için geçmişe asla sövemem. Biri ecdadıma saldırdı mı hatta boğarım, Boğamazsam hiç olmazsa yanımdan kovarım. Üç...
Ferhat?ın yoluna çıkan dağın adı unutuldu. Şirin?i hapseden zindanların duvarları çoktan toz oldu. Ferhat?ın Şirin?e aşkı dillerin ucunda sımsıcak konuşuyor, kalplerin taraçalarında terütaze nefes alıp...
Ferhat?ın yoluna çıkan dağın adı unutuldu. Şirin?i hapseden zindanların duvarları çoktan toz oldu. Ferhat?ın Şirin?e aşkı dillerin ucunda sımsıcak konuşuyor, kalplerin taraçalarında terütaze nefes alıp...
''Yalnızca bir türlü aşk vardır ama görüntüleri binlerce türlüdür,'' der bir bilge. Üç çeşidini söyleyelim biz: Aşk beşerîdir; şakayla başlar, sorumluluk getirir. Gözden gider, gönülde...
Ey yâr, susuşum sözümü esirgemekten değil. Sana değen sözleri çoktan yitirdim; dudağım avare, dilim perişan. Aklım ermiyor ki, sustuğumu bileyim. Kalbim ayılmıyor ki sana hitap edeyim. Kelimelerin...
Kuşku yok ki; meşin ciltli kalın lügatlerin, tozlu ve yıpranmış defterlerin arasında, incecik bir vazonun berraklığına daldırılmış kan rengi tek sap gülün güzelliğine bakarak şiir...
Aşka adanan mevsimleri kalbinde sûr eyleyen zemheri bir çığlıktı senin adın. Yağmurlar taşırdın gök mavisi umutların terkettiği şehirlere. Her şehir adına adanan bir destanın ayak sesiydi....
Bilir misiniz menekşeler niçin solar?... sarmaşık niçin bir renkte sabit kalmaz?... niçin kaybolur güzellikler... ebedi değildir bu alem, ve ebediyet timsali olamaz hiçbir güzel.. her kaybolan renk, renklerin "Kaybolmaz...
Hiç bu gözle bakmamıştın değil mi dünyaya? Bir yaprağın dalından kopuşu hiç dikkatini çekmemişti, ceylanların ıslak bakışlı olduğunu ilk defa fark ediyordun. Yalnız dolaşan bir...
Göğe asılı bıraktığın bu sağnak, nice gönül tarlalarından 'hû' filizlendirdi. Kâinat vecde durdu. Ve... dünya elifle dönüyor, yürekler elife dönüyor. Aşk vesile... Dünyaya alıştım alışalı, denizi...
Değişen birşey yok buralarda yine Mecnunlar ve Leyla'lar var, birde Köroğlunu dağa çıkaran zalim Bolu beyleri var, sadece isimlerini değiştirdi özneler..İkna odalarımız var bir Sütçü...
Adım Yaser. Filistinliyim. Bombalı bir ekim gününde doğmuşum. hafifde şarapnel parçası sesiyle, mermi ıslıkları eşlik etmiş doğumuma. babamıda hiç görmedim, İsrail zindanlarından uğurlamışlar cennete. Anam ondan karayağız, yüregi...
Çiçekler Ateşte Kanlı mı Açar? “—Benim çiçeklerim ateşte açar diyordu senem. —Çiçekler ateşte kanlı mı açar diyordu Bünyamin. “(*) Bir bakış, bir söz, bir an… Ömrü mahvedecek...
EFENDIM!!! Yoklugunda seni ozledik. Sana degen ruzgari, seni orten bulutu ozledik. Ozlemeyi, ozlenilmeyi, sevmeyi, sevilmeyi, sevindirmeyi, sevindirilmeyi ozledik Efendim. Aski, gozyasini, musamahayi, ahlaki, adabi, ihsani, irfani, iz'ani, feraseti,...
Onunla ilgili ilk anım ne ? Hatırlamıyorum... Ama ona ait hatırladığım ilk şey, elidir. Küçük elimi sikan bir el, kuvvetli parmaklar, kuvvetli ama yumuşacık, sihirli...
İnsan “ben” diyor kimi zaman, “Ben sabırda Ammar b.Yasir olmalıyım. Ben sadakatte Sad b. Muaz, Zeyd b.Hârise olmalıyım. Ben cömertlikte Ebu Bekir edasına bürünmeliyim. İhlâsta...
Gözlerin camlarda yağan yağmuradoğan güneşeayagökyüzüne ya da yıldızlara ağladın mı sen? Sebepsiz yere boynun bükük kaldı mı saatlerce?İşi gücü bir kenara bırakıpgünler boyu düşündün mü...
Zifiri karanlık gözlerinden süzülen sabahlarında şefkatle bakmasan da sevgin kadar düşün beni! Bana nefretini verme! Nefretten yana sana verecek hiçbir şeyim yok. Gözlerinden sıçrayan şimşekler...
Çaresiz kalmıştı Leyla’da... Kavuşmak imkansızdı... ••• İhtiyar, tatlı-sert yol gösterdi. -Gir şu odaya... Çağır Leyla’yı... Aklı almadı önce... Pek de inanmamıştı... Ama yapacak da başka bir şey yoktu... Çaresiz adam, çaresiz girdi...
Dokunamıyorum sana!Aramızdaki mesafeden falan değil…Neden bilmiyorum ama ellerimi uzatamıyorum sana! Gözlerine değdiği anda bakışlarım kıyametler büyüyor içimde.Yasak türküler mırıldanıyor dilim…Suskuluğumu sunuyorum sana içimdekini duyma diye! Ne ölüm...
Bir zamanlar... Çocuktuk... Küçüktük... Derdimiz tasamız sadece oyundan ibaretti. Mızıkçılık ederdik kimi zamanlar, tahta kaşıktan yapılma bebeklerimizi dahi kıskanırdık diğer çocuklardan. Çamurdan pastalar yapar, çoraptan fareler yaptırırdık annemize. İşimiz...